Kayıtlar

Kapıdağı

Resim

Tehlikeli Sorular

Resim
am Geçidi'nde yolumu kesen Çoban çocuk çok samimi sorular sormuştu, ne de güzel laflamıştık. Ama yıl olmuş 2017, hala aşağıdaki sorulara benzer sorular alıyorum. Bazı sorulara cevap vermeyip geçiştirmem, sorunun çalışmadığım yerden gelmesinden değil. Etmeyin eylemeyin kardeşim, tamam sorun da o kadar da çok şey yapmayın. Bir insana soru sormadan önce, ağzınızdan çıkacakları bir tartın. Kendinizi karşınızdaki insanın yerine azıcık koyuverin.
*Neden motor almıyorsun, en azından bir scooter motor al, bisiklet de nedir abi ya?
Uzunca zaman oldu ya vakti zamanında yukarıdaki soruyu sormuştu herifin birisi. Geçiştirip yoluma devam edeyim dedim. Herifin atakları sağlı sollu, geçiştirebilmek ne mümkün.  Bir yerde durmasını umut ediyorum; ama herif durmuyor. Herif üzerime geldikçe geldi, çok fazla geldi, öyle böyle değil. "Abi, çocuk musun sen ya?" dedi? "Çektiğin çileye değer mi?" dedi. "200 daha ekle, en azından bir scooter mobilet al." dedi. Yakışıyor mu sana…

İncire ve Zeytine...

Resim

Dağların Zelbi

Resim
ün karanlığa kalmış, yaylaya ulaşamayacağımı anlamış, yürüdüğüm patikanın üzerinde bulduğum ilk düzlükte gecelemeye karar vermiş ve karanlıklar içerisinde neresi olduğunu bilmediğim bir yere çadırımı kurmuştum. Gece boyu, çok yüksekten düşen, hızla yerdeki soğuk kayalıklara çarpıp sonra tekrar tekrar yükselip tekrar tekrar yere düşen suyun uğultusuna benzeyen seslerle bölünmüştü uykum. Bir şelale olmalıydı yakınlarda. Sabah uyanır uyanmaz yakınlarımda olduğundan emin olduğum bu şelaleyi aramaya koyuldum; dört bir yana baktım, bir damlacık bile su bulamadım, garip bir şekilde; gece duyduğum sesleri de artık duyamadığımı o an farkettim. O güzel Kafamı, üşüttüm mü acaba diye sordum kendime. Bu ıssız yamacın küçücük bir düzlüğündeki çadırımda gece vakti duyduğum o esrarengiz seslerle zihnimi daha fazla meşgul etmeyi bırakıp, çadırımı topladım; yaylaya doğru yola çıktım.


Behzad'ın Ardından (İran-3)

Resim
Tebriz'e varana kadar sayısız noktada durdum. Unutulmaz anlar yaşadım. Çok pedal çevirdim, bacaklarıma kramplar girdikçe ruhum dinlendi. Düşünmek için bolca zamanım oldu. Demir yolu işçilerinin çayına, tarlada çalışan insanların yemeğine ortak oldum. Yolumu kesen çocuklarla sohbet ettim. Bol bol karpuz yedim. Meraklı ve güler yüzlü insanların Hara gidersin? Hardan gelirsin? Neçe gündür yoldasın?  gibi sorularına cevap vere vere yol aldım.

Bir Kış Masalı (VİDEO)

Resim
Kaliteli görüntü için "HD" yi tıklayın. Kış Masalı from aliogretmen on Vimeo.

Buraya Kadar (İran-2)

Resim
uş uçmaz, kervan geçmez değilse bile; nadiren mavi bir Zamyad ya da beyaz bir Peykan'ın geçtiği, ıssız sayılabilecek bir İran yolundayım. Hava aşırı sıcak; yani buradaki insanların deyimine göre isli mi isli. Kırk derece yoksa bile Otuz Dokuz'dan aşağı değil. Bagajımın üstündeki su şişelerinden birinin içinde idare edecek kadar su var ve  sıcaklığı çay yapılabilecek seviyeye ulaşmış. Uzun zamandır çaya çağıracak biri de denk gelmedi ki; artan hararetimizi biraz düşürelim! Burada herkes iki termosla dolaşıyor; birinde çay var, diğerinde buzlu(serin) su. Ne mutlu bana ki; tarlada çalışan, yola çıkan, gölgede dinlenen... insanlarca çaya ve suya çağrılıyorum. Gölgesinde dinlenebileceğim bir ağaca da hasretim... Bu coğrafya gönül zenginliğinde nasıl bir zirve yaptıysa gölge fakirliğinde de öyle bir dip yapmıştır.

Güzel İnsanlar Diyarı (İran-1)

Resim
İstikamet İran. Doğubeyazıt'tan çıktım yola. Bir kaç saat heybetli Ağrı Dağı'nın yanı başından bisiklet sürdüm. Gürbulak'tan önce Telçeker Köyü'nde  yol kenarındaki bir mezarlığı gözüme kestirdim. Mezarlığın içinde bulunan mescidin gölgesini ve çeşmesini kullanacağım, hem mezarlıkları severim; sakinleri çok sessizdir, zararsızdır.

Sevdalı Dağlar

Resim
açkarlar'da, camları buğulu bir yayla kahvehanesindeyim. Önümdeki ince bellide kar suyundan yapılmış çay, dışarıda deli yağmur var. Bir de yağmurda ıslandıktan sonra sobaya sırtımı verip çok sevdiğimısınmak... Çayım bittiğinde yenisini isteyene kadar geçen süre zarfında, açık olan kapıya kadar çıkıp saçaklardan yere düşen yağmur sularına bakıyorum. Sonra köşedeki yerime dönüp, bir çay daha istiyorum. Bir kaç satır bir şeyler karalıyorum. Pencere kenarında hararetle tavla oynayan iki ihtiyar yaylacının maçını izlemenin dışında yapacak bir iş arayınca; gözüm, duvara uzun zaman önce iliştirildiği apaçık belli olan, sararmış yapraklara kayıyor.

Kurbağaların Abisi

Resim
şüyordum, çok üşüyordum. Belki de annemin üstümü örtmesini bekliyordum. Yer döşeğinde, yan tarafımda yatıyor olması gereken kardeşimi arıyordum; yattığım yer bir döşeğin üstüne benzemiyordu ve çok da rahat değildi. Başım daha yumuşak olması gereken bir yastık üzerinde de değil gibiydi ve yüzüme bir şeyler batıyordu. Üstelik susamıştım; ana su, biraz su ana demiştim. Üşümüş ve susamış bir çocuğum ben. Annem beni duymamıştı.  ...ve sonra uyandım. Bir guguk kuşunun cılız ve gizemli sesini, hemen yanımdan yükselen kurbağa vıraklamaları bastırıyordu.