Yarım Kalan Hikaye

olda karşılaştığım insanlarla konuşmayı severim. Konuşmayı başlatmak için yolun durumu hakkında sorular sormak çoğu zaman işe yarar. Büyük bir iştahla yardımcı olmaya çalışırlar. Bir yabancıya yol göstermenin yüceliği onları mutlu eder. Bu insanların mesafe tahminleri genellikle yanlış çıkar; 3-5 kilometre dedikleri yer 20 kilometre mesafede olabilir. Söyledikleri mesafe sadece tahminden ibarettir; ama cetvelle ölçmüş gibi, kendinden çok emin bir şekilde, net sayı söylerler. Yarım saatte varırsın dedikleri yere 3 saatte varamadığın olur; çünkü o yolu hiç yürümemişlerdir, bisikletle gitmemişlerdir. Kısa, tatlı bir yokuş dışında dümdüz olduğunu ısrarla söyledikleri yol, onlarca öküz öldüren yokuşa sahip olabilir. Bunları bile bile yine de yardım isterim bu insanlardan; çünkü bu insanlar yolculuğuma dahildirler.


Yine bir gün yoldayız. Aylardan mayıs, günlerden çarşamba mı, perşembe mi, bilmem ne? Yolculuğumuzun bir yerinde, öğle vakti, sundurmasında üç beş ihtiyarın oturmakta olduğu bir köy kahvesinde mola vermiştik. İnce belli çay bardağımın en ince yerinden tutup çektim sandalyemi bir ihtiyarın yanına. Ben her zaman ki taktiğimi kullanarak işe başladım yine.

-Çayırlı'ya gideceğiz. Nasıl gidilir amca?

-Bak şimdi, iyi dinle bizim oğlan. Bu gördüğün asfalt yol sizi Hayriye'ye götürür ama uzundur, 25 kilometre vardır, yorulursunuz; asfalt yoldan gitmeyin siz; köy çıkışından bir kilometre sonra beyaz bir çeşme vardır. Çeşmenin suyundan da içmemezlik etmeyin ha!; şeker gibidir suyu. Çeşmenin yanından sola toprak bir yol ayrılır, eski katır yoludur o yol.  Çeşmeden sonra yol, ekin tarlalarının arasından gider; topraktır; ama daha kısadır. Dereyi geçince sağda kiraz ağaçları vardır; rahmetlik babamın ağaçlarıdır onlar; yememezlik etmeyin ha, helaldir. O yolu kullanın siz; sonra Ovabaşı'na inersiniz, ondan sonra da Taşdibi gelir... Gavurlardan kalma bir yer vardır o yol üstünde. Orayı da görürsünüz hem. Ortası delik bir taş vardır orada; sakın ona dokunmayın ha! Üç harflilere emanetmiş o taş. Şimdiye kadar, o taşı kaldırmaya çalışanların başı beladan kurtulmamış. Bir Rüstem vardı eskiden; adam kötü hastalığa kardı gitti; o taş yüzünden diyorlar. Rahmetlinin gömü merakı vardı. Taşın korunduğunu bilirdi ya; yine bir gün...

(Yol arkadaşlarımdan birisinde GPS vardı? O ana kadar GPS'e hiç ihtiyaç duymamıştık. Madem taşıyorum; bir işe yarasın bari diye düşünmüş olacak, hiç gereği yokken, gözünü elindeki GPS'ten ayırıp bizim masaya doğru bile bakmadan, diğer masadan muhabbete bodoslama girdi.)

-Sonra da Demirci gelir, ondan sonra Yeşilce var, Yeşilce'den sonra Zaferiye. Değil mi dayı?
(İhtiyarlar şaşkın şaşkın bakıyorlar.)
-Bu arada Hayriye yolu 25 kilometre değil 10-11 kilometre kadar dayı.

Konuşmakta olan ihtiyar lal oldu.

Masadaki diğer ihtiyar

-Onlar bizden iyi biliyorlar ya len Mısdafa.

Mısdafa'nın heyecanı kayboldu; bir daha hiç konuşmadı. Allah bilir; Mısdafa'da daha hikayeler vardı...

Yorumlar