Neden (?)

avşat'tan Ardahan'a gidiyoruz. Döne döne uzayan yokuşları az önce bitirdik. Yağmur henüz durdu; mis gibi toprak kokuyor her yer. Çam Geçidi'ni aşıp Ardahan Ovası'na doğru salıyoruz kendimizi. Çam Geçidi'nin Şavşat tarafında iyi terlemişiz. Artan hızla birlikte, göğsümüze çarpan rüzgar bizi üşütüyor. O kadar yokuştan sonra ne de güzel iniyoruz. Aşağılardan bir çocuğun, etrafa yayılmış inek sürülerinin arasından olanca hızıyla yola doğru koşmakta olduğunu görüyorum. Bir taraftan hızımı azaltmaya çalışırken; bir taraftan gözüm çocukta takılı kalıyor. Çocuk bir taşın üstünden atlıyor, diğerine ayağı takılıyor, düşüyor. Hiç bir şey olmamış gibi hızlıca ayağa kalkıyor ve yola doğru koşmaya devam ediyor.

Yanından geçtiği inekler ondan ürküyor, yolundan çekiliyorlar, ona yol açılıyor. Çocuğun hizasına geldiğimde, durup bekliyorum. Çocuk hala koşmaya devam ediyor, koşarken bir elini havaya kaldırıp bana doğru işaret yapıyor sanki. Önüne çıkan büyük kayanın etrafından dolanıp, yolun hemen altındaki dik yokuşa kadar geliyor. Çocuk artık koşmuyor ya da koşamıyor. Son dik yokuşu ellerinden de yardım alarak yavaş yavaş çıkıyor, yanıma kadar geliyor. Ter on yerinden akıyor. Alıp verdiği nefes kazağını indirip kaldırıyor; hızla aldığı havayı aynı hızla sesli bir şekilde geri veriyor. 

-Çok, çok yoruldum. Yetişemeyeceğim sandım.
-Al dostum su iç.
-Bi nefesleneyim abi.
-Çikolatam yok, kusuruma bakma, incir ye.
-Sağ ol abi. Sen yersin. Az kalmış zaten. İneklerin yanında yemeğim var benim.

-Abi bunun frenleri nerede? Bunun içinde ne var? Bunlar ne? Yorulmuyor musun? Lastiğin patlarsa ne yapacaksın?... gibi bir çok soru soruyor çocuk.

(Hepsini severek cevaplıyorum. Ben de ona sorular soruyorum. O da severek cevaplıyor. Gözünü üzerimizden bir an olsun ayırmıyor. O anda yanımızdan geçen yüz binlik arabayı farketmiyor bile.)

Sonra çocuk diyor ki: -Abi, neden bisiklete biniyorsunuz siz?

(Ah be çocuk! Ah be çocuk! Ben bunu kocaman adamlara anlatamıyorum. Sana, nasıl anlatsam ki şimdi? Ama sen anlarsın beni; dur, sana da herkese anlattığım gibi anlatayım.)

-Bu meret basittir, gösterişten uzaktır. Mutluluktur, çocukluktur, heyecandır. Ulaştırır, buluşturur. Seninle aramıza mesafe koymaz, aynı hizada kalabilmemizi sağlar. Aşağıda mööleyen kara dananın sesini duyabilmemi, önümden geçen kertenkeleyi gördüğümde, durup ona yol verebilmemi, esen rüzgarı hissedebilmemi, şu mor çiçeklerin kokusunu alabilmemi sağlar.

Beni ve seni, bu yoldan geçen hiç bir araç, bu iki teker kadar heyecanlandıramaz; nefes nefese bırakamaz. İşte, bu yüzden...

...

Yorumlar

Yorum Gönder

Her hangi bir hesabınız yoksa yorumlama biçimlerinden "Anonim"i seçiniz. Bu durumda lütfen adınızı mesaj içinde belirtiniz. Yazılan cevaplardan haberdar olabilmek için "Beni bilgilendir." seçeneğini kullanabilirsiniz.