Yağmur, Çamur, Dolu ve Likya Yolu

Likya Yolu uzun zamandır, en azından bir kısmını yürümek istediğim bir yoldu. Yola çıkmadan önce hava bültenleri Muğla, Antalya civarında önümüzdeki 5 gün boyunca, gök gürültülü, şiddetli sağanak yağış gösteriyordu. Buna rağmen bu yürüyüşün planını çok önceden yapmış olduğum için yola çıkmaktan vazgeçmedim.
Durumu gidip yerinde görmek, yürüyüşüme mani olacak bir durum olursa ve vazgeçeceksem, yürürken gerçek sebeplerden dolayı vazgeçmeliydim. Daha adımımı bile atmamışken hava durumları kötü, gitmiyorum demek de neyin nesi!


Bir Cuma akşamı Fethiye otobüsünde buldum kendimi. Cumartesi Fethiye’ye yaklaştıkça; B, C planlarını yapmaya başladım: çünkü dışarıda sicim gibi yağmur vardı. Gök gürüldüyor, şimşekler çakıyordu. Otobüsümüz çok yavaş ilerliyordu. Otobüsün silecekleri ön camı temizlemek için çok hızlı bir şekilde bir sağa bir sola yetişmeye çalışmasına rağmen görevini layıkıyla yerine getiremiyordu.

Fethiye’ye indiğimde yağışsız ancak kapalı bir hava ile karşılaştım. Öncelikle Fethiye’ye geleceğimden haberdar olan dostum Adem ile görüştük. Adem, benim yarım eşek ölüsü ağırlığındaki çantamı kaldırmaya çalıştıysa da kaldırmaktan anında vazgeçti. “Ne var bunun içinde?”, “Bunu sen mi taşıyorsun?”; “Allah korusun; bel fıtığı olursun!” gibi söylemleri oldu. Birlikte yürüme teklifimi çantanın ağırlığını hissettiği anda reddetti. Ne şimdi, ne yarın, ne de yakın gelecekte bu işi yapamayacağını söyledi. Bana o kadar da ağır gelmiyor doğrusu.


Adem ile görüşmemiz iyi oldu. Uzun zamandır yüz yüze görüşememiştik. Adem ile laflarken saat 11.00’ı buldu. Bir taraftan da acaba hava açar mı diye umut bağlıyorum. Fethiye’den baktığımda bugünkü güzergahım üzerinde bulunan Babadağ’ın etekleri kara bulutlara teslimdi. Bulutlar kara ise, benim de gözüm kara. Bekle beni Likya Yolu. Saat 11.30 gibi Ölüdeniz minibüsüne atlayıp Likya Yolu başlangıcında indim.

Hisarönü-Kirme

Saat 12.00 civarı buradan Antalya’ya kadar uzanan, dibine kadar doğa ve tarih olan, yüzlerce kilometrelik Likya Yolu’na ilk adımımı ulu bir çam ağacının gölgesinde attım. Henüz yolun başında yol boyunca rehberliğimi yapacak olan kırmızı beyaz işaretlerin ilkiyle karşılaştım. Başlangıçta toprak düzgün bir yolu, bir süre sonra taşlık bir patikayı aşındırmaya başladım. Nefis açıyla ölüdeniz manzarası burada karşıma çıkmaya başladı. Kozağaç’tan önce çobanların keçilere su çektiği su sarnıçlarına su olup olmadığa baktım. Sarnıçlar bu mevsimde(aylardan ocak) dolu. Yazın kurumuş oluyorlardır kanımca. Susuz kalanlar bu sarnıçların suyunu içebilir belki ama kısa bir süre sonra Kozağaç’ta daha leziz su bulunabilir. Bu arada yağmur, “Beni unutma.” der gibi birkaç damlasını üzerime bırakmaya başladı. Daha açık bir hava olsa nefis Ölüdeniz manzarasını daha fazla izler, daha fazla fotoğraf çekerdim. Her an yağmurun bastırabileceği ihtimalini ve bu bölümlerde sığınacak bir yerin olmadığını göz önünde bulundurarak yola koyuldum.



İlkini yolun başında gördüğüm kırmızı-beyaz işaretlerle sık sık karşılaşıyorum. Bu işaretler bazen daha seyrek, daha sık görülse de genelde 50-60 metre ara ile genellikle yol kenarındaki taşlar üzerine boya sürülerek yerleştirilmiş. Bu işaretler o kadar iyi yerleştirilmiş ki yürüdüğüm süre boyunca nereden gideceğim hakkında hiç terettüde düşmedim. Su sarnıçlarından sonra şiddetli bir doluya tutuldum. Dolu kısa sürse de etkili yağdı. Kendimi Kozağaç Köyü’nün dış mahallesindeki inşaatlardan birine zor attım. İnşaata sığınınca doludan kaçıp, benim gibi buraya kaçmış gevişgetirengillerden iki sığır gördüm. Başlangıçta benden rahatsız olup dışarıya çıktılar. Yağmur tekrar bastırınca benim dost olduğumu düşünmüş olacaklar, içeri girdiler.



Burası oldukça yüksek bir nokta, yağmur yağıyor, rüzgar üşütüyor. Yağmur ve rüzgar durana kadar inşaattan çıkmamam mantıklı olacak. Beklerken çay demleyip, karnımı doyurdum. Doluda ıslanan eşofman altımı çıkarıp yağmur pantolonumu giyerken, kendileriyle aynı çatı altına sığınmış olduğum inekler beni dikizlemekteydiler. Nasıl olsa yağmur hafif yağıyor diye yağmur pantolonumu giymemiştim. Bundan sonra sürekli yağmur pantolonumu giyeceğim.

Günler öncesinden bu yürüyüş için 5-6 gün ayırmak ve Kaş’a kadar yürümeyi planlıyordum. 5-6 gün yürüyebilsem bile Kaş’a ulaşamayabilirim; çünkü daha bugünden çok fazla zaman kaybettim. Yola geç saatte, neredeyse öğle vaktinde çıktım; yağmurda inşaata sığındım. Bugün en azından Faralya’ya(Uzunyurt’a) varabilir miyim? -O da zor görünüyor, hayırlısı.

İnşaata sığındıktan sonra yağmur uzunca süre devam etti. Hatta yağmurun hiç durmayacağını ve geceyi burada geçirebileceğimi düşünmeye başlamıştım ki yağmur hafifledi, ben de yola koyuldum.

Saat 16:30 civarı Kozağaç Köyün’de mescidin yanındaki bir amcaya Kirme ve Faralya’ya ne kadar var diye sordum. Ayağıyla yeri işaret ede ede

-“Hura Kozağacı, hura Kirme, hura Faralya.” diye tarif etti.
-Ne kadar sürer.
-Kozağacı-Kirme Yarım saat, yarım saat de ötesi: 1 saat
-Eyvallah amca, Hayırlı akşamlar

Dediği gibi yarım saat sonra Kirme Köyü’nün üstündeki çeşme başına vardım. Burada yağmur yine şiddetli bir şekilde yağmaya başladı. Hemen yakında bulunan çardağın altına koştum. Burada bir süre yağmurun dinmesini bekleyeceğim ama 5 dakika beklesem bile çok geç kalmış olurum; çünkü hava kararmaya başladı. Çardağa girdim ama şiddetli yağmurdan dolayı çıkmanın imkanı yok. Tamam geceyi burada geçiriyorum. Çadır kurmak için daha iyi bir yer bulamazdım zaten. Çadırım su geçirmiyor; ama yemek hazırlamak, namaz kılmak gibi işlerimi çadırın dışında halletmem gerekiyor. yanlış zamanda doğru yerde imişim. Çardağın altında hem bu işlerimi kolaylıkla halledebileceğim, hem de yakındaki çeşmeyi kullanabileceğim.

Çadırımı kurduğumda hava iyice kararmıştı. Çardağın altında rahat bir şekilde çorbamı pişirdim; dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağmasına rağmen. Gece boyunca gök gürledi, şimşekler çaktı, yıldırımlar düştü. Ara ara gümmm diye seslerle uykum bölündü. Ara ara kuvvetli bir ışıkla etraf aydınlanıyor. Arkasından gümmm diye bir ses. Işık ve gümmm. Işık ve gümmm. Işık ve gümmm. Bu sabaha kadar böyle sürdü.

Kirme-Faralya
Ertesi sabah yine yağmur vardı. Saat 10.00 civarı Kirme Köyü’nden ayrıldım. Faralya yoluna düştüm. Elimdeki rehber kitapta yazdığına göre Kirme-Faralya arasında bir kaya mezarı varmış. Ya sisten dolayı göremedim; ya da ben kaçırdım.

Faralya(Uzunyurt) yolunda yine yağmur vardı. Faralya’ya vardığımda, yola devam edip etmeme konusunda bir durum değerlendirmesi yapsam iyi olacak. Bir saatten daha kısa bir sürede Kirme-Faralya yolunu bitirdim. Çantamı camiye bırakıp Kelebekler vadisini tepeden seyrettim bir süre. Vadiyi seyre dalmışken bu gece burada kalmaya, yarın hava açık olursa yola devam etmeye karar vermiştim ki güneş birden bulutların arasından yüzünü gösterdi. Hemen camiye koştum. Çantamı altım sırtıma. Kabak Koyu’na gidiyorum. Köyden ayrılmadan yiyecek stoklarını güçlendirsek iyi olur. Ne olur; ne olmaz. Bakkalın yerini sordum bir köylüye. Yol üstünde bir bakkal varmış; ama kışın kapalı oluyormuş; Kabak’ta bakkal varmış. O açık olabilirmiş.

Faralya-Kabak Koyu
Düştüm Kabak yolu’na. Faralya çıkışından ana yoldan ayrılıp orman içindeki patikayı aşındırmaya başladım. Yer yer antik kaya basamaklarla çıkılan bu dik patika çok uzun sürmüyor, bir süre sonra yolculuğum daha düzgün bir traktör yolundan, bir süre sonra da yine orman içindeki baş aşağı bir patikadan devam etti ve Kabak’a ulaştı. Kabak Köyü girişindeki market de kapalıydı, dolayısıyla nevale stoklarımı burada da güçlendiremedim. Kabak Köyü girişinden döne döne koya inen dik patikayı bitirmiş koya ulaşmak üzereyken bir dolu başladı ki sormayın. Kendimi hemen solumdaki işletmenin kapalı bölümüne attım. Ben böyle bir doluyu daha önce bir kez gördüm. Bir daha görür müyüm bilemem. Dolu sadece 5 dakika sürdü; ama her tarafı bembeyaz yaptı anında. 5 dakika sonra işletmenin önünden geçen yoldan seller akmaktaydı. Yine yanlış zamanda doğru yerdeydim.

Bu geceyi koyda uygun bir yere çadır kurarak geçirmek istiyordum. Koy eminim ki daha fazla rüzgar alıyordur. Çadır kurmak için burası uygun olacak gibi. Alt katı kilitli olan işletmenin üst katı da kilitli. Çadır kurmak için izin isteyebileceğim birilerini aradım, bulamadım. Zaten kış sezonu olduğu için vadideki bütün işletmeler kapalı.

Gece yine yağmur yağdı, şimşek çaktı, gök gürüldedi. Ara uyandım ama uykumu aldım. Ertesi gün hava yine aynıydı. Yeniden bir durum değerlendirmesi yapmaya karar verdim. Durum 1; hava yürümek için çok müsait değil, önümüzdeki günlerde de benzer hava olaylarıyla karşılaşacak gibiyim. Durum 2: Burada açık market bulabileceğimi düşünmüştüm ama bulamadım. Durum 3: yalnızca bir gün yetecek kadar yiyeceğim kaldı. Bu şartlarda çok zorlamaya gerek yok. Zaten birkaç gündür uzatmaları oynuyordum. Yürüyüş için bu yola ilk adımımı attığımdan bu yana, her ne kadar yazıyı hava olaylarıyla boğmuş gibi görünsem de çok güzel zaman geçirdim. Allah’ın, güneşli, açık günlerinde bu yolun bir yerlerinde yine adımlarımı atıyor olacağım.

Saat 13.00 civarı bir minibüse atlayıp Fethiye’ye ulaştım. Fethiye'de minibüsten inip etrafıma bakınırken yanıma gelen bir vatandaş "Otogar inside." dedi. Bu yardımseverlik karşısında, adam bozulmasın diye elimle teşekkür edip, gülümseyerek cevap verip yola devam ettim. Fethiye'de hava hala yağmurlu, hala sisli, hala kapalıydı. Saat 17.00’de Bursa otobüsüne atlayıp bir kutsal yolculuğun daha sonlandırmış oldum.

Not: Başlık metninde çamur yazıyorsa da, çamur sözcüğü kafiyeli olsun diye başlığa eklenmiştir, etabın genelinde patikalar taşlık, çamur sorunu yok. Ayrıca yürüdüğüm süre boyunca herhangi bir yürüyüşçü ile karşılaşmadım.

Teşekkürü borç bilirim.
Bu yolları açan, aşındıran Likyalılara, Türkiye'nin ilk uzun mesafe yürüyüş yolu olan ve dünyanın en ünlü uzun mesafe yürüyüş yolları arasına giren bu yolu, yeniden yol yapan Kate Clow'a, ekibine yolu işaretleyen gönüllülere, reklamını bu şekilde yapıp yolun ortaya çıkmasına destek olan Garanti Bankası'na, yol bilgilerini bizimle paylaşan yürüyüşçülere, Kirme Köyü'nde gecelediğim çardağın ustasına, yaptıranına, emeği geçenlere vs. Kabak Koyu'nda izinsiz gecelemek zorunda kaldığım işletmeye, yol üstündeki köylülere ve Adem dostuma teşekkürü borç bilirim.

İlgili Başlıklar
Yağmur, Çamur, Dolu ve Likya Yolu
Likya Yolu(VİDEO)
Likya Yolu (Fotoğraflar)

Yorumlar

  1. Adsız1/30/2014

    Likya yolu benimde uzun zamandır gezmeyi planladığım yerlerden biri.Ama bu güne kadar bir türlü fırsat bulamadım.Gerekli notlarımı aldım.Rehber niteliğinde faydalı bilgileri paylaştığınız için teşekkürler. Devamını bekliyorum.Fikret ÖZTÜRK

    YanıtlaSil
  2. Evdeki hesap çarşıya uymamış ama yine de tebrik ediyorum Ali Hocam,
    içindeki gezgin ruhu bu turda da görmüş olduk,daha uygun hava şartlarında Lİkya yolunu dilediğince adımlaman dileğiyle.
    Selamlar
    selamlar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Her hangi bir hesabınız yoksa yorumlama biçimlerinden "Anonim"i seçiniz. Bu durumda lütfen adınızı mesaj içinde belirtiniz. Yazılan cevaplardan haberdar olabilmek için "Beni bilgilendir." seçeneğini kullanabilirsiniz.