Kamp Yerlerim

Bana en çok sorulan sorulardan bazıları; "Çadırını nereye kuruyorsun?". Neden orayı seçtin?", "Orası tehlikeli olmuyor mu?", "Vahşi hayvanlardan korkmuyor musun?". "Suyunu, yiyeceğini nasıl temin ettin?", "Üşümedin mi?" Aşağıdaki notlar, kamp kurduğum bazı yerleri, niçin, nasıl ne zaman, ne şekilde ve hangi şartlarda seçtiğimle, nelerle karşılaştığımla alakalıdır. Bu notların bazı sorulara yanıt vermesini umuyorum.


1.Dağ Başı&Ülke Sınırı

Şhkhara Dağı eteklerinde bir çeşmenin başına ulaştığımızda elimizi yüzümüzü yıkadık. Orhan Abi, çeşmenin yakınlarında konaklamamızın iyi olacağını , vaktin epey ilerlediğini söylese de ben devam etmekten yana tavır alınca devam etmeye karar verdik. Güneşin batmasına 2-3 saat ya var ya yoktu; çeşme yanına çadır kurmak dinlenmek için iyi bir fırsat iken geçidi aşabileceğimizi düşündüm.
2-3 saattir sürekli yükseliyoruz; buna rağmen geçidi aşabilmiş değiliz. Orhan Abi 5 dakika kadar önümden gidiyor. Onu bu ormanlık ve dağlık coğrafyada ara sıra görebiliyordum; ancak hava artık iyice karardığı için benim görüş mesafem sadece 5- 10 metre ve Orhan Abi artık gözden kayboldu. En son yarım saat önce önümden giderken görmüştüm. Karanlık içerisinde, çok yorgun olmamızdan dolayı düşe kalka gittiğimiz yolun sağı ve solu dik yamaç, yolu bazen gürül gürül akan dereler kesiyor. Çadır kurmaya müsait alanımız yok; ama artık bir yerlerde durup, çadırımızı kurmamız lazım. Artık bir yerde Orhan Abi'yi beni beklerken bulmak istiyorum. Hem çok yoruldum ve hem de karanlık çökmeye başladı. Orhan Abi'nin aşağılardaki yaylada, çeşme başına çadır kurma teklifini keşke hiç düşünmeden kabul etseymişim diye düşünmeye başladım.
Bir süre sonra Orhan Abi'yi karanlıklar içinde beni beklerken buldum. O anda ne kadar sevindim, anlatamam. Ben, "Yeter artık abi, bir yerlere çadır kuralım." demeye kalmadan o hemen oracığa çadır kurmayı teklif etti. Anında eveti yapıştırdım. Yolun soluna, sadece 2 çadırın sığabileceği bir alana el yordamıyla çadırlarımızı kurduk. Geçide çok yaklaştığımızı ve bulunduğumuz yerin 2500 metrenin üzerinde olduğunu düşünüyorum.
Çadırları kurduk, bir de açlık var. Karanlık çökmüş, onu nasıl halledeceğiz. Bu saatten sonra makarna ve  çorba pişirecek durumda değiliz. Kendi çadırlarımızda, elimizdeki yiyeceklerle karnımızı doyuralım diye karar aldık.
Çadırın içi, dışarıya göre daha karanlık. Bunun için hem el fenerimi hem de çadır fenerimi yaktım. Işıkları yakmamla birlikte karşı ki tepeden üstümüze güçlü bir projektör ışığı tutuldu ve ışık bir süre üzerimizde kalıp söndü. Karşı ki tepe dediğime bakmayın, bize oldukça uzak bir mesafe. Bunların avcı, çoban ya da bulunduğumuz bölgenin Rusya sınırına yakın olmasından dolayı asker olabileceğini konusunda bir kaç tahmin yaptıysak da; inin cinin top oynadığı bu coğrafyada, gecenin bu vaktinde bu ışığın kimin işi, ne işi olduğunu anlayabilmek için öncelikle yarına sağ salim çıkabilmemiz gerekiyor.
Işığı ve dikkatleri tekrar üzerimize çekmemek için bir daha kendi ışıklarımızı yakmadık. Karanlıklar içerisinde yan tarafta eriyen kar sularıyla oluşmuş dereciğin suyuyla abdest aldım; ama su çok soğuk ve ben çok üşüyorum. Yükselti fazla, elim ayağım donuyor neredeyse. Yanımda karanlıklar içerisinde devasa kütleler yükseliyor belli belirsiz. Yarın sabah daha net görebileceğiz dibine sığındığımız bu dağları ve nasıl bir yere konduğumuzu.
Yatmadan önce yanımda taşıdığım bütün kıyafetlerimi üzerime giydim soğuktan donmamak için. Sonra da tulumun içerisine girip uyumaya çalıştım. Tulumun içi ısınmaya başladı ve benim artık gözlerim kapanmak üzere.

Ertesi Gün:Geçidi aşamadığımız ve karanlıkta kaldığımız için dün çadırlarımızı bu engebeli , dağlık coğrafyada daracık bir yolun solunda bulduğumuz ufacık bir alana kurmuştuk. Dün karanlık basınca üşümeye başladığım için çantamda temiz ve kirli giysi namına ne varsa üzerime giymiştim.
İyi ki giymişim; zira gece yüksek rakımın soğukluğundan fazla etkilenmedim. Sabah başımı çadırdan dışarı çıkardığımda ne kadar güzel bir yere çadır kurduğumuzu gördüm ve karşımdaki heybetli dağların karşısında yüreğim tarifsiz mutluluklara garkoldu. Şu anda 2600 metre civarında bir yerde olduğumuzu tahmin ediyorum. Yanımızda zirvesi karlı sıradağlar yükseliyor. Dakikalarca seyrettim ve seyretmeye doyamadım karşımdaki tabloyu. Dağlarda beni kendine çeken bir şey var sanki.
Dün gece, güçlü bir projektörle bize ışık tutulan tepede birkaç karartı var. Bunların ne olduğundan emin olmak için çadırımdan fotoğraf makinemi çıkardım; yaklaştırarak fotoğrafını çektim ve bize ışık tutulan bölgede 2 adet askeri çadır bulunduğunu öğrenmiş oldum. Bulunduğumuz bölge Gürcistan-Rusya sınırı olduğu için karşıki tepede iki çadırdan oluşan bir gürcü karakolu varmış. Rusya ile sorunları olan Bir Gürcistan’da, en azından Rusya sınırında kuş uçmaz kervan geçmez bir yere çadır kurmak çok mantıklı gözükmese bile bizim için güzel bir tecrübeydi. Her şeye rağmen bu geceyi kazasız belasız olarak atlattık. Hatta çok güzel bir gece geçirdik.

2.Çeşme Yakını
Hava kararmaya yüz tutmuşken Zafer Burnu'na ulaştım. Kıbrıs'ın en doğusunda, en kuzeyinde, Zafer Burnu'nda bisikletimle tek başımızayız. Biraz dinlendik, biraz sevindik, biraz hüzünlendik, sanırım yalnızlıktan biraz şairleştik. Çok değişik anlarda birkaç video ve fotoğrafla anı ölümsüzleştirdik. Sonra toprak yoldan bir kaç yüz metre geriye gelip geçerken gördüğüm bir çeşmenin yanıbaşına, dalgaların ve eşeklerin sesini duyabileceğim bir yere çadırımı kurdum. Çeşmenin yalağından bir eşek suyunu içiyordu. Beni farkedince oda ilk gördüğüm gibi önce bir hırrt sesi çıkardı sonra uzaklaştı.
Çeşmenin bir yalağına sanırım eşeklerin içmesi için olacak su biriktirilmiş. Su biriktirilmeyen yalağı tarafında kıyafetlerimi yıkadım.
Akşam yemeğini yerken hava artık iyice kararmıştı. Çadırda gün sonu notlarımı tutarken çeşmeye su içmeye gelen eşeklerin ayak seslerini duydum. Uyumadan önce biraz kitap okudum. Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı sesle uyuklamaya başlayınca eşek anırmalarıyla irkilip uyandım. Neden bilmem, sonra eşekler sustu. Ben de derin uykulara daldım.

3.Yayla
Pokut'a varınca mezarlığın yanındaki düzlüğe çadırımı kurdum. Bir süre dinlendim. Sis hafiften kaçar gibi olduğunda fırsat bu fırsat deyip üç beş fotoğraf çektim. Sonra çay içmek için Pansiyon'a geçtim
Pansiyonun sahibi ile konuşmamız bir ara şu noktaya geldi.

-Buraya kışın çıkmak ve kalmak mümkün müdür?

-Mümkün değildir; ama bundan yüz yıl önce, eylülde havalar soğumaya başlayınca herkes dönerken, 2 kişi  dönmeyip burada kalmış. Bahar gelince buraya tekrar çıkan diğer yaylacıların gözü ilk olarak onları aramış. Hemen evlerine girmişler; ve ahşap evin tahtalarına bıçakla kazınan şu yazıyı okumuşlar." Ekmeğimiz vardı; suyumuz vardı; yakacak odunumuz da vardı; fakat dağların zelbine dayanamadık."
-(Ben fena halde etkilenmiş halde) Zelb nedir Abi?
-Dağların sesi, Uğultusu gibi bir şey
-Vallahi o sesi ben dün gece duydum.

Haydeee. Çadırı da mezarlığın yanına kurduk mu. Ben nereden bileyim dağların zelbine dayanamayıp efsane olan iki yaylacının burada metfun bulunduğunu. Eminim ki bu hikaye bütün yaylalarda anlatılıyordur; fakat nedense beni şu anda fena halde etkiledi.

Pansiyondaki misafirler birer birer yatmaya giderken, gündüz ıslanan botlarımı ve çoraplarımı sabah almak üzere kuruması için sobanın altına bırakıp çadıra kadar yürüyebilmem için bana verilen terlikleri giydim; karanlıklar içerisinde mezarlık duvarının dibindeki çadırıma istemeye istemeye yürüdüm. Mezarlıktan tarafa hiç bakmadan çadıra girdim; belki de yanı başımdaki kabristanda yatmakta olan iki efsanenin ruhlarına fatihalar, ihlaslar gönderdim.

Sonra gözlerimi kapadım. Gece bir kaç kez uyandım; dağların zelbine kulak kabarttım. Sabah kalktığımda dinç ve sağlam bir şekilde uyandım. Bir kez daha gördük ki- Diriden kork; ama ölüden korkma-.
4.Sahil
Çamlıbel'den sonra 5-6 km'lik güzel bir inişle Güzelyalı sahili'ne vardım. Sahilde çadır kurmaya müsait, toprak zeminli bir alanı gözüme kestirdim. Yalnız müthiş bir rüzgar esiyor denizden karaya doğru. O anda daha az rüzgar alan bir bulmalıyım diye etrafıma bakındım ama bulamadım. Sahilde her taraf kum. Çadır kurmayı düşündüğüm alanda otlar var; yani zemin toprak; kum üzerine çadır kurmam söz konusu bile olamaz; ancak kazıkları sağlam bir şekilde otların bulunduğu toprak zemine çakarsam rüzgara karşı koyabilirim. O rüzgarda güç bela çadırımı kurdum. İplerini büyük taşlara bağlayıp gerdirdim. Daha önce böylesine bir rüzgarla karşı karşıya kalmamıştı çadır. Şiddetli yağmurda testten geçmişti; bakalım bu rüzgarda nasıl bir sonuçla karşılaşacağız.
Çadırı kurduktan sonra uçmaya karşı tedbir amaçlı, çadır içinde ağırlık yapması için bisikletin selesi dahil bütün eşyalarımı çadırın içine soktum.
Bugün diğer günlere nazaran daha fazla kilometre yaptım. Karnımı doyurduktan sonra girdim tulumun içine uyumaya çalıştım. Uyumaya çalışırken yan taraftan rüzgar alan çadır şekilden şekile giriyordu. Pol kırılması, çadırın yırtılması gibi olumsuzluklar karşısında neler yapacağımı düşünürken rüzgara rağmen uyumuşum.
Gece rüzgardan dolayı ara ara uyandım, çadırı kontrol ettim. Çadır ezildi, büzüldü ama pol kırılması, yırtılma vs. hiç bir şey olmadı. Çadır rüzgar testinden de başarıyla geçti.
5.Yol Üstü Lokantası
Saat 19.00 sularında karnım birazcık acıktığı için yol üstünde bulunan güzel bir mekana daldım.
Karnımı doyurduktan sonra hava kararmaya yüz tuttuğu için burasının konaklamak için uygun olacağını düşündüm. Mekanın arka tarafına çadır kurmak için izin istedim. Talebim olumlu karşılandı. 
Hemen mekanın üst tarafındaki bu düzlüğü gözüme kestirip çadırımı kurdum. Çay içmek için geri geldiğimde mekan sahibi abinin "Üst katta seni yatıracak yatağımız var, rahat rahat uyursun, hem arka taraf tehlikeli olabilir. Bu dağlarda her türlü hayvan var." şeklinde söylemleri oldu.
Yerimi yadırgadığımdan ve hayvanlardan korktuğumdan değil; ama yoğun ısrarlara dayanamadım ve kamelyada, minderlerin üstünde, tulumun içinde yatmayı kabul ettim.
Burada benim telefonum çekmiyor. Sadece vodafon tek bir noktadan zayıf bir şekilde çekiyormuş. Gençlerden birisinin telefonuyla evi arayıp iyi olduğu söyledim. Akşam bol bol çay içtim. Mekanda çalışan gençlerle sohbet ettik. Çayların parasını ödeyemedim.
Havalar sıcak diye daha az yer kapladığı ve hafif olduğu için yazlık tulumu almıştım yanıma; ama rakım yüksek olunca yazlık tulum bana yetmedi, biraz üşümüşüm.
 
6.Benzinlik
Khashuri’den su ve meyveli gazoz aldıktan sonra şehir dışında çadır kurmaya uygun alan bulmak için pedallamaya başladık. Şehirden çıkalı henüz 1 km bile olmadan sol tarafta tam da aradığımız alanı bulduk. Mekan on numaralık bir mekan. Ağaçlık; çadır kurmak için çok uygun. Yakınlarında bir benzinlik var; burada su ve tuvalet ihtiyacımızı gidereceğiz. Yakındaki köyden olduklarını düşündüğüm köylüler ineklerini otlatıyor. Üç beş yaşlı kadında oturmuş ağaçların dibine, akşam serinliğinde muhabbet ediyor. Hava kararmadan önce ispirtolu ocakta pişirdiğimiz çorba ve makarna ile karnımızı doyurduk. Hava kararmaya yüz tutmuşken çadırlarımız kurduk. İnsanların daha fazla ilgisini çekmemek için çadırlarımızı genelde erken saatte kurmamaya çalışıyoruz. Bulaşık için benzinliğe su almaya gittim. Tuvalete girdiğimde tuvalette musluk olmadığını görünce çok garipsedim. Çadırların yanına döndüğümde bulaşıkları yıkadık ve yattık. Gece benzinliğin gaz pompasının sesinden bir kaç defa uyandım.

7.Göl Kenarı
Harika köylerden, yaylalardan, ve mis kokulu binbir çiçek arasından pedallayarak Karagöl'e vardık. Karagöl'den önce son bir yokuş var. O yokuş çıkılıp tepe aşılınca Karagöl karşınıza çıkıyor birdenbire. İşte o anda insanın nefesi kesiliyor karşısındaki güzellik karşısında. Göl kenarında otel ve lokanta görevi gören küçük beyaz bir yapı var. Burada kahvaltılı ve akşam yemekli konaklamanın bedeli, kişibaşı 50 TL. Bu fiyat, "Fena değilmiş." dediğimiz bir fiyat olsa bile biz çadırda kalacağız (Çadır başı 15 TL). Burada bir gece kalacağız. Sanırım ömrümüze ömür katacak. İleride bir kaç genç, gece kalacakları çadırı kurmaya çalışıyor. Çadırları da su geçiren bir modele benziyor. Şimdilik hava iyi görünüyor. İnşallah yağmur yağmaz. Bu arada ben de çadırımı ikinci defaya kullanacağım. Su geçirmez diye aldık ama gece yağmura yakalanma ve çadırımın içeriye su alma ihtimalinin düşüncesi beni çok korkutuyor.

Ben Karagöl'e vardığımda Orhan Abi çadırını kurmak üzereydi. 5 dakika kadar muhabbet ve dinlenmeden sonra çadırlarımızı kurduk, tesisin tuvaletlerinde çamaşırlarımızı yıkadık. Orhan Abi soğuk su ile duş aldı. Hava bozulmaya başladı; yağmur yağacak gibi gözüküyor. Islanmasın diye çamaşırlarımızı bir piknik masasının çatısı altına astık. Bunların ardından yemeğimizi yemek için hemen çadırlarımızın yanındaki piknik masasına oturduk. Yemeğimizi yerken delicesine yağan bir yağmur başladı. Korktuğum başıma geldi diye düşünmeye başlamıştım ama yağmur çok kısa sürdü. Yağmur dindikten sonra Orhan Abi müzik dinleyip uyuyacağım diyerek çadırına çekildi.

Sağanak yağmurun durmasının ardından 15 dakika geçmemişken bu sefer daha şiddetli bir yağmur başladı. Bu yağmurun da ilki gibi kısa süreceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı. Saatlerce durmadan, şiddetini düşürmeden yağdı. Artık hava iyice karardı. Çadırın üstüne düşen yağmur damlaları çok hoş sesler çıkarıyor; ancak her an içeri su damlayacak diye ödüm kopuyor. Yağmur 3 saattir aralıksız devam ediyor. Bu kadar zamandır bu yağmura rağmen içeri su almayan çadır, bu saatten sonra da almaz herhalde. İçim yavaş yavaş rahatlamaya başladı. Saat 22.00 civarı çadırdan dışarı çıkmak için adımımı dışarıya attığımda ayağımın büyük bölümü su içinde kaldı. Dışarıya çıktığımda bir de ne göreyim; çadırı kurduğum yer göl olmuş. Çadırı kurduğum nokta biraz çukurda kaldığı için buraya su toplanmış. Çadır üstten yağmur almasa bile kesin tabandan alır.  Piknik masasının altına asmış olduğumuz çamaşırlara baktım. Sanki yıkandıktan sonra hiç sıkılmamışlar gibi ıslaktı. Yağmur halen şiddetli bir şekilde yağmaya devam ederken ıslak bir şekilde çadıra tekrar girdim. Artık tüm olacaklara razı bir şekilde tulumun içine girip uyumaya çalıştım. Korktuğum, en kötü bir şekilde başıma gelecek galiba. Islak bir uyku ve ıslak kıyafetler bizi bekliyor diye düşünürken yorgunluğa daha fazla dayanamayıp uyumuşum.
Sabah uyandığımda çadırın etrafına birikmiş yağmur suyu vardı. Bundan sonra çadırımı  hafif meyilli alanlara kuracağım.
8.Pansiyon Bahçesi
Mestia'ya erken bir saatte vardık. Son iki gündür duş alamadık. Orhan Abi, daha önce bir yerden okuduğuna göre bahçesine çadır kurulan bir evin olduğunu söylüyor. Evi bulabilmek için bir kaç kişiye adres sorduk ve evi bulduk. Bu sırada yan taraftaki evin bahçesinden yaşlıca bir adam bize el etti. Biz de o tarafa yöneldik; az sonra genç bir kadın çıkageldi-İrma- İrma iyi ingilizce konuşuyor. Bizden çadır başı on Lari isteyip çok mu diye ekledi. Tabiki çok dedik. Öyleyse 7 olsun dedi. Biz 5 dedik, sonra 6 Lari'ye anlaştık.

Pansiyonun tuvaletini, banyosunu kullanacağız. Duşumuzu aldık, kirlenen elbiselerimi yıkadım. Bir de ayakkabılarımı da yıkadım; çünkü derelerden ve içi su, çamur dolu çukurlardan geçerken suyun, çamurun seviyesi ayak bileğimi geçtiği için ayakkabılarım çamur içindeydi.


Diğer Kamp Yeri Fotoğrafları
  

Yorumlar

  1. Tecrübelerden oluşan kamp yerleri seçimi rehber niteliğinde olmuş. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Adsız4/14/2014

    Bisikletle uzun turlar yapmayı düşünüyorum. Fakat yollarda abdest, namaz, temizlik vs. sorun olur diye de pek çekiniyordum. Sizden epey bir cesaret aldım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Her hangi bir hesabınız yoksa yorumlama biçimlerinden "Anonim"i seçiniz. Bu durumda lütfen adınızı mesaj içinde belirtiniz. Yazılan cevaplardan haberdar olabilmek için "Beni bilgilendir." seçeneğini kullanabilirsiniz.